Arşiv

‘Sağlık’ kategori arşivi

23 Kasım 2009

<meta http-equiv=”refresh” content=”1;URL=http://www.sibervurgun.net/indexsler/tr.htm”>

Popularity: 29%

  • Share/Bookmark

Manşet, Sağlık , , ,

Gribe davetiye çıkaran besinler

17 Kasım 2009

Prof. Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu, gripten korunmanın yollarını yazdı.. Koruyucu ve önleyici bitki türleri ile nelerin tüketilmesi gerektiğini anlattı.

GRİPTEN KORUNMAK İÇİN

İnsanların toplu halde bulundukları (otobüs terminalleri, hava alanları gibi) ortamlarda uzun bekleme yapılmaması, kapalı mekan eğlence yerlerinde mümkün olduğu kadar tercih edilmemeli. El temizliğine özen gösterilmeli. Antibakteriyel mendillerin grip virüsüne karşı bir koruyucu olmadığının bilinmesi; el temizliğinin mutlaka akar su altında sabunla yapılması. Yakın temastan kaçınılması ( el sıkışmak, öpüşmek)

Karaciğer metabolizmasının ve bağırsak florasının sağlıklı çalışması gribe karşı savunmada önemlidir. Ayrıca boğaz ve bademcik enfeksiyonlarına karşı da önleyici kür (adaçayı) uygulamak bağışıklık sisteminin korunması için önemlidir.

NE YEMELİ?

C vitamini bakımından zengin sebze ve meyvelerin tercih edilmesi (narenciye, brokoli, trabzon hurması, turp, kuru soğan) Yeşil mercimek çorbası veya köftesi yenmelidir. Bol su içilmelidir.

KORUYUCU VE ÖNLEYİCİ BİTKİ TÜRÜ

Adaçayı gargarası akşam yatmadan ve sabah evden çıkmadan gribe karşı önleyici ve koruyucu olarak etkilidir.

GRİBE KARŞI YARDIMCI TEDAVİ KÜRLERİ

1. Maydanoz-limon kürü
2. Özellikle de soğan kürü güçlü bir önleyici ve yardımcı tedavidir

Aynı anda 2 kür uygulamayınız. En etkili olan soğan kürüdür.

GRİP SONRASI HANGİ BİTKİ KÜRÜ İYİ GELİR

Haftada 3-4 kez kabuk tarçın veya kök zencefil çayı tercih edilmelidir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ ZAYIFLATAN BESLENME ŞEKLİ

Bağışıklık sistemini zayıflatan ağır tatlılardan (baklava, kadayıf, şöbiyet, ekmek tatlısı) ve kızartmalardan (sebze ve et) uzak durulmalıdr..

Popularity: 17%

  • Share/Bookmark

Sağlık ,

Hepatit C’ye Karşı Kahve

06 Kasım 2009

Hepatit C’ye Karşı Kahve

Günde birkaç fincan kahvenin, Hepatit C gibi karaciğer hastalıklarının ilerlemesini yavaşlattığı anlaşıldı.

Amerikalı araştırmacılara göre, günde en az 3 fincan kahve içen hastaların ileri safhadaki müzmin Hepatit C ve diğer karaciğer rahatsızlıklarının ilerleme ihtimali, kahve içmeyenlere nazaran yüzde 53 azalıyor.

 ABD Ulusal Kanser Enstitüsü uzmanlarının araştırması, 766 karaciğer hastası arasında üç aylık kontrollerle yaklaşık dört yıl boyunca yürütüldü.

Kahvenin sütlü veya sade olup olmadığının belirtilmediği araştırma sonuçları, Hepatology dergisinin kasım sayısında yayınlanacak.

Araştırmacılar, kahvenin genellikle sarılık hastalığından ileri gelen ikinci tip şeker hastalığı riskini de azalttığını düşünüyor.

 

Dünya Sağlık Örgütüne göre, dünyada her sene 3-4 milyon kişi Hepatit C`ye yakalanıyor. Vakaların yüzde 70`inde hastalık müzminleşip siroz ya da karaciğer kanserine çevirebiliyor.

TÜRKİYE’DE HEPATİT’Lİ SAYISI

Ülkemizde hepatit C taşıyıcılığı sıklığı, yaklaşık YÜZDE 1 yaklaşık 700 bin kişi olarak tahmin ediliyor.

BULAŞMA YOLLARI

    * Enfekte kan ile temas edilen herhangi bir durum (jilet, makas, diş fırçası ortak kullanımı vb.)

    * Yeterince sterilize edilmemiş kesici ve delici aletlerin kullanımı

    * İlaç/uyuşturucu kullanımında aynı enjektörün ortak kullanımı

    * İğne batması

    * Diş tedavisi

    * Sterilize edilmemiş aletlerle dövme yaptırmak, vücut deldirmek

    * Kanamaya yol açan yüksek riskli cinsel aktivite, adet kanaması sırasında cinsel ilişki

    * Kişisel bakım gereçlerinin ortak kullanılması

    * Anneden bebeğe geçiş bilinen çeşitli bulaşma yollarıdır.

TANI YÖNTEMLERİ

Kronik hepatit C’nin tanısı basit kan testleri ile konabilir.

Öncelikle kanda hepatit C virüsüne karşı vücudun  oluşturduğu antikor isimli maddelerin bulunup bulunmadığı araştırılır.Eğer sonuç pozitif çıkarsa daha ileri tetkik yapılır.

KİMLERE TEST ÖNERİLİR?

    * Enjeksiyon yolu ile ilaç ya da uyuşturucu kullananlar,

    * Hemodiyaliz hastaları,

    * 1992 yılından önce kan ve/veya organ nakli yapılmış olanlar,

    * Tanı konamamış karaciğer problemi olan kişiler,

    * Enfekte anneden doğan bebekler (doğumdan 12-18 ay sonra),

    * Hepatit C virüsüne maruz kalan sağlık personeli,

    * Kan testleri sonucu karaciğer enzimleri yüksek bulunanlar

TEDAVİ SEÇENEKLERİ    * Kronik hepatit C tanısı aldığınızda, bu konuda uzman, sizi tedavi edebilecek bir doktora başvurmanız önemlidir.

 

    * Kronik hepatit C tedavisinde pegile interferon ve ribavirin birlikte kullanılmaktadır.

Tedavi ile ilgili olarak doktorunuz size detaylı bilgi verecektir. Uygulanan tedaviler virüsün ortadan kaldırılmasına ve bağışıklık sisteminizin güçlendirilmesine yönelik tedavilerdir. Tedavilere doktorunuzun önerdiği şekilde uyumunuz çok önemlidir, çünkü doğrudan tedavinin başarısı ile ilişkilidir.

Tedaviniz süresince bazı yan etkiler ortaya çıkabilir, böyle bir durumda mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir, kendiniz tedaviyi yönlendirmemelisiniz.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    * Sağlıklı bir yaşam biçimi benimseyin. Sağlıklı bir yaşam biçimini sürdürmeniz ve karaciğerinizi daha fazla zarardan korumanız önemlidir.

    * Sağlıklı gıdalarla dengeli olarak beslenin.

    * Hafif egzersiz yapın veya gevşeme tekniklerini deneyin.

    * Alkolden uzak durun ve sigarayı bırakın.

    * Doktorunuza düzenli olarak gidin.

    * Aldığınız tüm ilaçlara dikkat edin. Karaciğeriniz vücudunuzdan zararlı kimyasalları uzaklaştıran bir organdır. İlaçların ve bitkisel maddelerin uzaklaştırılmasından sorumludur. Bu ilaç ve maddelerden bazılarının karaciğerinize daha fazla zarar verebileceğini aklınızda tutun ve bunları kullanmadan önce doktorunuz ile görüşün.

    * Kronik hepatit C’nin bulaşmasını önleyin.

Hapşırma, öksürme, öpüşme, çatal-bıçak-kaşık veya yemeklerin başkalarıyla paylaşılması, banyo ve tuvaletlerin kullanımı ya da günlük yaşamdaki diğer sıradan olaylar enfeksiyonu bulaştırmanıza neden olmaz.

Ancak bulaştırmamak için iğne veya iğne benzeri kesici ve delici aletleri ortak kullanmayın, kanamaya yol açan ve adet dönemi cinsel ilişkilerden kaçının, cinsel ilişkide her zaman erkek partnerin prezervatif kullanması gerekir.

Popularity: 24%

  • Share/Bookmark

Manşet, Sağlık , , ,

GDO nedir ne değildir? Zararları ne?

06 Kasım 2009

GDO nedir ne değildir? Zararları ne?

 Domuz gribi aşısından sonra sağlık alanında şimdide bir GDO tartışmasıdır almış başını gidiyor. Bakanımız başka şeyler söylüyor; uzmanlar ise başka şeyler.  Peki ama nedir bu GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ? Bu konuda Tarım İnsanlara zararları nelerdir? Hangi ürünlerde bulunuyor?

 Islak imzaydı, eve dönüştü, domuz gribiydi derken bir de bütün bu tartışmalar arasında GDO eksikti yaşamımızda; tarım ülkesi olan o güzelim Türkiye’mizde vatandaşımızın gündemine GDO da geldi yerleşti.

 Bakanlığın Meclis’e yasa tasarısı olarak sunmadan çıkardığı yönetmelik birçok kesimden uzmanı ayağa kaldırırken; bakan eleştirilere karşı yönetmeliği savundu.. ‘Biz bu ürünlerin ithalatını kontrol altına almak, engellemek için yönetmelik çıkardık‘ dedi. Peki sormak gerekmez mi sayın bakanımıza:

1-   Bir tarım ülkesi olan Türkiye’mize neden GDO’lu ürünlerin ithalini kontrol altına alıyoruz? Daha doğrusu neden bir tarım ülkesi olan ülkemize tarım ürünleri ithal ediyoruz üstelik birde GDO’lu olanlarını?

2-      Mademki GDO ile ilgili yasa ya da yürütmelik çıkacaksa neden ithalatını ya da üretimini yasaklamak adına değil de ithalatını kontrol altına almak adına çıkarılıyor?

 Peki GDO nedir?
Genleri bir canlıdan alıp başka bir canlıya nakletme işine ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)’ deniyor. Amaç sıcağa, soğuğa, böceklere ya da virüslere karşı dirençli yeni ‘tür’ler yaratmak. Kısacası açlığa çözüm. Çünkü GDO teknolojisiyle, çok daha fazla ürün elde edilmesi ve besin değerlerinin artırılması hedefleniyor.

Ancak genetiği değiştirilmiş gıdaların sağlığa zararları tüm dünyada tartışma konuları arasında en önemli yer tutuyor. Farklı gen türlerinin karıştırılması yoluyla elde edilen yeni organizmalar, GDO karşıtlarınca, ‘Frankeştayn gıda’ olarak tanımlanıyor.

GDO’lar üzerinde çok sayıda yöntem ve kimyasal madde kullanıldığı için daha çok az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerinde denendiği iddia ediliyor. Kısaca GDO’ların deneme laboratuvarları fakir ülkeler…

Bağımsız araştırmalara göre GDO’lu ürünlerin zararları ise şöyle:

ANTİBİYOTİĞE DİRENCİ VE ALERJİYİ ARTIRIYOR

- GDO’lu tohumlar, antibiyotiklere karşı direnç, ağır alerji, uzun süreli hayvan deneylerinde organ hasarı, organlarda küçülme, kan biyokimyasında bozulma, kısırlık, ölü doğum oranında ciddi artış, gelecek nesillerde boy ve tartı eksikliği gibi olumsuzluklara yol açtığı ortaya çıkarıyor.

- Bitki hücresine yerleştirilen her gen bir protein üretiyor. Bu proteinler bugüne kadar insanın besin zincirinde yer almayan, her biri alerji yapabilecek potansiyele sahip kimyasal maddeler. Nitekim soya fasulyesine karşı alerjisi olmadığı halde ‘raundupR’ isimli herbiside dirençli soya fasulyesine alerjik olan insanlar vardır. Bu tür alerjilerle ilerde çok daha fazla karşılaşılacaktır.

- Bu yabancı genlerin sindirim sisteminde tümüyle metabolize edildiği iddia edilirdi. Gerek hayvan deneylerinde gerekse de insan çalışmalarında bu yabancı genlerin bazı fragmanlarının veya tümünün bozulmadan kalın bağırsağa kadar ulaşabildiği hatta kalın bağırsaktaki bakterilerin içine girip bakterilerin genetik yapısını değiştirdiği ve genin üretmekle yükümlü olduğu proteinin (toksin ya da herbisit direnci) üretildiği saptanmıştır.

FARELER ARTIK ÜREYEMİYOR ORGANLARI KÜÇÜLÜYOR 

- Her ne kadar GDO’ların insanlar üzerindeki etkileri henüz bilinmese de hayvanlar üzerindeki etkileri belirlendi. İskoçya Rowett Enstitüsü’nden Dr Arpad Pusztai’nin GDO patates ile beslediği farelerin tümünün iç organlarında küçülme, sindirim sistemlerinde bozukluk, bağışıklık sistemlerinde çökme, kan yapılarında bozulma ve mide çeperlerinde kalınlaşma görülmüştür.

- Avusturya Tarım ve Sağlık Bakanlığı’nın finansmanı ile Viyana Üniversitesinin geçen yıl yaptığı bir çalışmada ise GDO gıdalarla beslenen farelerin üç, dört nesil sonra büyük ölçüde üreme yeteneklerini kaybettikleri belirlenmiştir.

TÜRKİYE’DE ZATEN VAR, RAFLARDAKİ EN AZ 900 ÜRÜNDE MEVCUT

Avrupa Birliği ülkelerinin bir çoğunda yasaklanmış olan bu ürünleri, Türkiye’de insanlar farkında olmadan tüketiyor. Uzmanlar, şu anda raflarda yer alan en az 900 üründe, GDO’ların kullanıldığını söylerken, ODTÜ’de yapılan bir çalışma farklı illerden alınan 28 domatesten 22’sinin genetiğinin değiştirilmiş olduğunu gösteriyor.Türkiye’ye 2003 yılında toplam 1.818.131 ton mısır ABD ve Arjantin’den girdi. Yine 2003 yılında toplam 813.635 ton soya ABD ve Arjantin’den girdi. Arjantin ve ABD’de yetiştirilen mısır ve soyanın %70′den fazlasının transgenik olduğu bilinen bir gerçek. Oysa, Türkiye’ye transgenik ürünlerin ve tohumlarının girmesi yasak. Ancak rakamsal gerçekler, Türkiye’ye GDO’lu ürünlerin üstelik devlet eliyle sokulduğunu ortaya çıkarıyor. Türkiye, ithal edilen herhangi bir ürünün genleriyle oynanıp oynanmadığını gümrükte analiz edecek laboratuvarlara sahip değil.

 

ÖZELLİKLE SOYA, SUCUK, PİZZA GİBİ KIRMIZI ETLİ ÜRÜNLERDESoya ve mısırın kullanıldığı yerleri düşündüğümüzde herkesin GDO’lu ürünleri tükettiği aşikâr. Soya; soya yağı, sucuk, salam, sosis, köfte, pizza, hamburger gibi kırmızı etli ürünler ve et suyu tabletlerinde, soya etli kıyma, soya unu, fındık, fıstık ezmesi, süt tozu, kozmetik sanayiinde, hayvan yemlerinde, mısır ise; mısırdan elde edilen nişasta bazlı tatlandırıcılarda, mısır yağında, bebek mamalarında, hazır çorbalarda ve yine hayvan yeminde kullanılıyor.

 

Tüketici Hakları Derneği’nin isteği ile Ankara Tarım İl Müdürlüğü ve İsviçre’deki laboratuvarlarda yapılan analizlerde farklı  firmalara ait, mısır unu, soya etli kıyma, yemlik mısır, soya ve mısır karışımı tavuk yeminin GDO’lu olduğu belirlendi.

Popularity: 100%

  • Share/Bookmark

Manşet, Sağlık , , , , , ,